You are here: Gündem - Ekonomi - Siyaset

Biz bukadar mı dangalağız?

e-Posta Yazdır PDF

 

 

Yıl 2008... Rusya'da Federal Mahkeme'nin kararıyla hizmet vakfının okulları kapatılmış. O okullardan mezun olmuş, adli sistemde ve güvenlik sisteminde çalışan 55 Rusya Federasyonu vatandaşı mahkemenin kararıyla kaydı hayat şartıyla bir daha devlet memuru olamazlar diye işten atılıyor. Okulların yöneticisi Türk vatandaşları sınırdışı ediliyor.

 

Federal Mahkeme, Türkiye Cumhuriyeti'yle Rusya Federasyonu'nun arasında tatsızlık olmasın diye kararın gerekçesini açıklamıyor.

 

Ergenekoncu nasıl olunur?

Ergenekon davası yeni çıkmış. Oturuyorum, Savcı Zekeriya Öz'ün 2550 sayfalık iddianamesini dünya tarihinde sayfa kapsamı açısından bir ilk olduğunu açıklıyorum. Ardından Ergenekon mahkemesinin yargıçlarının ne kadar zeki ve bilgili olduklarını 4.5 milyon sayfa belgeyi 2.550 sayfalık iddianameyi 12 günde inceleyip kabul eden mahkemeyle iftihar etümemiz, övünmemiz gerektiğini yazmıştım. Bu ne zekadır, bu ne büyük hukuk bilgisidir diye övünmemiz gerektiğini bildirmiştim. Benim gibi düşünenlerin vazgeçtim yazmaktan konuşmaktan, düşünmekten cezalandırılacağını unutmuştum. İyi güzel de kardeşim, “devlet malı deniz, bal tutan parmağını yalar”a merhum Özal'dan sonra “olsun, çalıyorlar ama iş de yapıyorlar” gibi sözler girmişti.

 

AKP ve yandaş basın iki de bir de Adnan Menderes diyorlar. Sayın Başbakan Recep Tayyip Erdoğan'a bir diyeceğim var; 27 Mayıs 1960 tarihinde yayınlanan Cumhuriyet gazetesinin sabah baskısına bir baksın. Ardından da saat 14.00'da yayınlanan ikinci baskısına baksın. Birinci baskıda “Onbinler Başbakan Menderes'i İzmir'de karşıladı.” diye yazarken, ikinci baskıda “sakıtlar yönetimden uzaklaştırıldı. Ülkeyi batıranlar gitti.” diyordu.

 

Şükürler olsun askerler darbe denilen olgudan uzaklaştı. Yapılacak seçimlerde AKP'nin tek başına iktidar olamaması neler doğuracaktır bir düşünün.

Bu başbakan, bu valiler, bu savcılar ne diyor?

e-Posta Yazdır PDF

 

 

Başbakan Sayın Recep Tayyip Erdoğan, sık sık “vatan hainleri, vatan haini” diyor. Hanimiş, neredeymiş onlar. 23 yıldır 776 bin kimoletre karelik ülkemizde bir tane vatan haini çıkmadı. Niye derseniz, vatan hainliği diye bir suç yok. Başka ülkelerde suç olan vatan hainliği benim ülkemde serbesttir. Türkiye Cumhuriyeti üç erkle yönetilir; yasama, yürütme, yargı... Yürütme organının adıyla müsemma bir biçimde bihakkın çalıştığını kim inkar edebilir? Allah var, adaleti saraylara oturtup, özel arabalar, maaşlarda iyileştirme falan filanın yanına ufak bir arzu koyduk. Yürütmeye güçlük çıkarmama. Çok değil 35 yıl önce polis memurlarının büyük bir bölümü ilkokul mezunu veya ortaokuldan terkti. Şimdi öyle mi? Maaşallah o gaz sıkan, bombasını atan, copunu sallayan polislerin arasında bol miktarda üniversite mezunu var. Münafıklara sorarsan başka memuriyet bulamadıkları için. Polisiydi yargı mensubuydu, bu devletin memuru, çoluğu var, çocuğu var.

ordan alınıp oraya verildiği zaman neler çekiyorlar. Yasamaya gelince bir daha o makama gelmeleri tek bir kişiye bağlı. Milletin vekilleri için, kendisi de milletin bir vekili olan Sayın Oktay Ekşi, Kanun Fabrikası diye bir kitap yazmış. Sayın Ekşi mütevazi bir insandır. Kitabı için konuşmuyor. Bana sorarsanız TBMM'yi yansıtan bir ayna. Velhasılı kral çıplak...

Demokrasi dediğin böyle olur...

e-Posta Yazdır PDF

 

Demokrasi Yunanca bir kelime. Demo halk, krasi idare demek. Ne hikmeti hüda ise Türkiye Cumhuriyeti'nin yönetimine gelenler demokrasi sözcüğünü ağızlarından düşürmezler. Malum AKP, Türkiye'nin yanı sıra dünya ülkeleri arasında da liderliğe sıvandığından demokrasiyi ilerletecek adımları tek tek atıyor. Basın mensuplarının emniyet binalarına giriş çıkışı yasaklandı. Sürekli basın kartı sahibiyim. Basın denilen meslekle ilk kez 1958 yılında tanıştım. Hapishane, akıl hastanesi, amme haklarından mahrumiyet ve benzeri zorunlu olaylardan 1974 genel af kanunu çıkana kadar kaçak işçi statüsünde aralıklı takıldım.1958'den 2013'e kadar 55 sene geçmiş. Bu 55 yıl içinde ülke genelinde defalarca sıkıyönetim ilan edildi. Sıkıyönetim mahkemeleri kuruldu, bir çok yasaklar gündeme geldi. Demokrasi olmadığından hiçkimsenin aklına emniyet binalarına gazetecileri sokmamak gelmedi.

 

Güvenlik ve Yargı Muhabirleri Derneği'nin yirmi yılı aşkın bir süre başkanlığını yaptım. Görünürde bu alanda en uzun süre çalışmış basın mensubuyum. Dünya ülkeleri arasında gazetecilerin emniyet binalarına girmesinin yasak olduğu tek ülkenin vatandaşı konumunda oldum. Nasıl gurur duymayayım. İleri demokrasiyle ülkemizi tanıştıran AKP, dünyada da böyle bir yeniliği getirerek adını duyurdu. Yüksel ki yerin bu yer değildir.

Osmanlı olmanın bir bedeli vardır...

e-Posta Yazdır PDF

 

Osmanlı'ya özenen, bir şekilde sandıktan çıkarak Osmanlı olmak isteyenler ne yapacaktı?

Ne bekliyorduk?

Osmanlı'nın en parlak döneminde yaşayan şair Fuzuli (d.1483,ö.1556) durumu şöyle anlatıyordu: Selam verdim rüşvet deyildir deyu almadılar.

O kafa 1984'te yapılan seçimlerden sonra yeniden doğdu. Veciz söylemler ortaya çıktı. Örneğin “Ganimetten pay almaya” gelenler; “Yol yapalım yolumuzu bulalım” diyenler; “Adam götürüyor ama iş de yapıyor” diyenler....

 

Ne bekliyordunuz?

Üç erkle yönetilmesi gereken ülkemizde yargının bihakkın çalıştığını söyleyebilecek ve dahi kanıtlayacak bir Allah'ın kulu var mı? İhale yolsuzluklarını, cezasını, vazgeçtim cezadan neredeyse ödüllendirecek yasalar çıkartan yasamanın düzgün çalıştığını kim iddia edebilir? Bu ülkede üç erkten sadece yürütme erki adına layık bir şekilde başarıyla çalışmaktadır. Bunu daha anlayamadıysanız ben ne diyeyim.

Napsam, nitsem acaba?

e-Posta Yazdır PDF

 

Teğmen Mehmet Ali Çelebi'nin telefonuna bir terör örgütünün üyelerinin telefon numaralarının “sehven yüklenmesi” bende derin yaralar açmıştı. Neden derseniz, Ahmet Vardar'ın vefatından sonra Türkiye'deki en eski, kıdemli polis adliye muhabiri bendim. İstiklal Savaşı Gazisi bir polisin çocuğuyum. Aralarında polis memurundan başlayıp genel müdür seviyesine çıkan bir çok dostum oldu. Kat be kat fazlası düşmanımdı. Öleceğim aklıma gelirdi de polisin, polis teşkilatının sehven yüklenmiş diye bir açıklama yapacağı aklıma gelmezdi. Özel yetkililerin ne tür yetkilerle donanmış olduğunu da o zaman anladım. Hani atasözü haline gelmiş suçlularla ilgili bir darbı meselimiz vardır. Merdi kıpti şecaatin arzederken sirkatin söyler. Bu olaya en uygun açıklamaydı. Fakat, yargılanan polisin beraati ve yargılayan mahkemenin kararında amaca ulaşılmadığından denmesi dünyamı kararttı. Pes dedim! Ne diyeyim, Ergenekon davasından 19 yıl 2 aya mahkum olmuşum. Yaş 76 başta ileri diyabet olmak üzere prostat sa, belfıtığından yürüyemiyorum. Torunum Semih'le tartışıyoruz. Bizim oğlan 12 yaşında ama maşallah büyükbabasına çekmiş. Eline ne geçerse okuyor. Oldukça da siyasi. Demesin mi “ölmüş aslan kurttan korkmaz” diye. Oğlanın da benden korkusu yok, alacağı haftalığın rakamları dışında. Kendimi tutamadım, lan aferim dedim. Tam siyasetçi olacak adamsın. Gözümün içine baka baka ölmüş eşek kurttan korkar mı diyeceğine lafı çeviriyorsun.

Cumhurbaşkanları da yargılanırmış...

e-Posta Yazdır PDF

Haberi Hürriyet Gazetesinde okudum.

Alman olunca elbette yargılanır. Hürriyetteki haber şöyle başlıyor; Almanya'nın en sevilen cumhurbaşkanlarından biriydi. “İslam Almanya'ya aittir” Türklerin de çok sevdiği bir isim olmuştu. Hakkındaki yolsuzluk iddiaları nedeniyle istifa etti. Eşi Bettina'dan ayrıldı. Savcılar doğru dürüst bir kanıt aradılar. Sonunda 719. 40 euroluk otel parasını ödeyen arkadaşına bir film projesinde iltimas geçilmesini sağladığını öne sürdüler. Dün yargıç önüne çıktı. Ne diyeyim işte, Alman... Milliyetiyle müsemma.

 

İslam Almanya'ya aittir demiş, demiş ama Müslümanları bir türlü anlamamış.

Ne demiş şairimiz;

“Cari mürtekibi kuruşun cezası kürektir

Milyon ile çalan izzeti ikbal ile serefraz.”

Otel parasının kim tarafından ödendiğini fukaranın bildiğini de zannetmiyorum.

Allahımıza şükredelim ülkemizde vazgeçtim cumhurbaşkanından 2000 lira rüşvet aldı diye yargılanan bir tek seçilmiş var mı? İster milletvekili ister belediye meclis üyesi olsun.

TSK ve Paşalar

e-Posta Yazdır PDF

Türk Silahlı Kuvvetleri'nde 60'lı yılların ortasına kadar bazı komutanlara Paşam diye hitap edemezdiniz. Onlar “Biz Türkiye Cumhuriyeti'nin subaylarıyız, Osmanlı Paşası değiliz” derlerdi. 1934 senesinde orduya dünyadaki rütbe sıralamasının benzeri getirilmişti. Paşalık kalkmış, generallik gelmişti. Cumhurbaşkanı olan Cemal Gürsel, Cevdet Sunay'a insanlar 'Paşam' diye hitap etme cüretini gösteremezlerdi. Mondros ve Sevr'den sonra en büyük kırılganlığı yaşayan TSK'dan bir emekli 'Paşa' çıktı. Onu özellikle Jandarma Genel Komutanlığı sırasında izlemek fırsatını bulmuştum. 'Aytaç Paşam'ın maşallahı vardı.

 

Ergenekon, Balyoz, 28 Şubat diye büyük büyük davaların yanı sıra faili meçhul cinayetler diye açılan ve açılacak olan TSK'nın çok sayıda subay ve astsubayının itham edildiği bir dönemde kitap yazıyormuş. Yazdığından fazla konuşmasa bir diyeceğim olmaz ammaaa... Balyoz davasının temel taşı olan Hark Akademilerindeki seminer için konuşması, Emekli Orgeneral Çetin Doğan ve Eski Genelkurmay Başkanımız Emekli Orgeneral İlker Başbuğ hakkındaki konuşmaları, tuhaftan da öte, yersiz ve çirkin. Ne tür bir beklentisi var, hangi hislerle güdümlü, doğrusu çok merak ediyorum.

İktidar sahipleri birşeylere fazla güvenmeyin

e-Posta Yazdır PDF

 

 

Günümüzün iktidar sahipleri AKP yöneticileri, onlarla iş tutanlar, yandaşları, paydaşları, birşeylere fazla güveniyorlar. Örnek ileri demokrasi polisine... İleri demokrasi adli teşkilatına...

İnsanoğluna fazla güvenince sonu hüsranla biter.

1759'da Fransa'da Fouche doğdu. 1789'daki Büyük Fransız İhtilali'nin Devrim Mahkemeleri'nde savcılık görevini üstlenen Fouche, halk ayaklanmasındaki karşı safta görev alan bir asil markiydi. İhtilal sonrası Jakobenler grubunu oluştaran Georges Danton, Jean-Paul Marat, Camille DesmoulinsJacques Rene Hebert gibi isimlerin kimi giyotinde kimi de suikast sonucu ortadan kaldırılınca 1799'da Napolyon Fransa'ya egemen oldu, Fouche de, Paris Polis Nazırı....

 

1814'de Napolyon, Elbe Adası'na sürülmüş yerine kral gelmişti. Fouche, kral döneminde de koltuğunu korumuştu. Napolyon, 1815 yılında Elbe'den kaçıp geldiğinde, kral gitmiş imparator göreve başlamıştı. Fouche yine makamındaydı. Napolyon ikinci tahta çıkışında bir ordu topladı ve Belçika'ya saldırdı. Ancak Haziran ayında İngiliz ve Prusya kuvvetleri tarafından Waterloo'da büyük bir yenilgiye uğradı. Paris'e dönünce tahtına ikinci kez veda etmek zorunda kaldı. Amerika'ya kaçmak istedi, ancak bunu başaramadı ve İngilizlere teslim oldu. İngilizler onu Atlantik'teki Saint Helena'na götürdü. Tüm bunlar olurken Fouche yerini muhafaza etti. 1820'de ölmese, günümüze kadar yaşasa herhalde yine Fransa İçişleri Bakanı'ydı.

Fouche'nin polis konusunda düşüncesi şöyleydi:

Bir polis komiserine yasa dışı bir iş yap dersin, yapmaz. Alırsın onu sıra harici o kentin emniyet müdürü yaparsın, yapmayacağı namussuzluk yoktur.”

 

Eh bizde de bir laf var, “Keser döner, sap döner, gün gelir hesap döner.”

Şu dünyayı yöneten ekonomi bilgeleri bir Türkiye'ye baksalar.

e-Posta Yazdır PDF

 

Cari açık falan filan. Yahu bütçe fazla veriyor. İleri demokrasi ve ileri demokratlar soruna çare buluyorlar. Evelden asker yoklama kaçakları yakalanınca cüzi bir para cezası mahkeme ve hapis cezasına çarptırılırlardı. Şimdi hapis cezası kaldırılıyor para cezasına çarptırılacaklar. Şaka maka değil 600 bin asker kaçağı varmış. Bunlardan alınması düşünülen para cezası 1 trilyon lirayı buluyor. Bir de bunların hapishanede beslenme masrafları vardı ama kısa süreli, ama uzun süreli. O da milyar liraları buluyordu. Gördünüz mü Keynes, Malthus, Ricardo vs. sağ olsalar duysalar şapka çıkartırlardı. Haa bir şey daha var; kısa dönem 12 ay askerlik gibi altı ay daha boşu boşuna asker beslemeyeceğiz. Onların yerine polis alabiliriz. Polis deyip de geçmeyin. O polis neferlerinin arasında nice üniversite mezunları, öğretmenler, mühendisler var. Hepsi de bir memuriyet bulduk Allahımıza binlerce şükürler olsun diyorlar.

 

Münafıklar muhalifler yüzünden gözünüzden kaçmış olabilir. Vergi dairelerinin tozu atıldı. On sene, yirmi sene önceden vergi borcu olanların üstüne maliye ordusu gidiyor. Araştırıyorlar, yan gelip yatmıyorlar.

Sayfa 12 / 55