You are here: Gündem - Ekonomi - Siyaset

Şu dünyayı yöneten ekonomi bilgeleri bir Türkiye'ye baksalar.

e-Posta Yazdır PDF

 

Cari açık falan filan. Yahu bütçe fazla veriyor. İleri demokrasi ve ileri demokratlar soruna çare buluyorlar. Evelden asker yoklama kaçakları yakalanınca cüzi bir para cezası mahkeme ve hapis cezasına çarptırılırlardı. Şimdi hapis cezası kaldırılıyor para cezasına çarptırılacaklar. Şaka maka değil 600 bin asker kaçağı varmış. Bunlardan alınması düşünülen para cezası 1 trilyon lirayı buluyor. Bir de bunların hapishanede beslenme masrafları vardı ama kısa süreli, ama uzun süreli. O da milyar liraları buluyordu. Gördünüz mü Keynes, Malthus, Ricardo vs. sağ olsalar duysalar şapka çıkartırlardı. Haa bir şey daha var; kısa dönem 12 ay askerlik gibi altı ay daha boşu boşuna asker beslemeyeceğiz. Onların yerine polis alabiliriz. Polis deyip de geçmeyin. O polis neferlerinin arasında nice üniversite mezunları, öğretmenler, mühendisler var. Hepsi de bir memuriyet bulduk Allahımıza binlerce şükürler olsun diyorlar.

 

Münafıklar muhalifler yüzünden gözünüzden kaçmış olabilir. Vergi dairelerinin tozu atıldı. On sene, yirmi sene önceden vergi borcu olanların üstüne maliye ordusu gidiyor. Araştırıyorlar, yan gelip yatmıyorlar.

Bir ilerledik, bir ilerledik ki sormayın

e-Posta Yazdır PDF

İleri demokrasinin yarattığı güzellikleri görüyoruz. Marmaray'la ilgili değerli Türk basınında 150 yıllık rüya, Sultan Abdülmecit diye başladı. Sonra yabancı basın Abdülaziz deyince anladık ki Abdülaziz düşünmüş. Sonra 3. köprüyü kuruyoruz. Ayakları maşallah 70 metreyi bulmuş. 16. yüzyılda önce Leonardo da Vinci, ardından Michelangelo dönemin padişahı Fatih Sultan Mehmed'in oğlu, Yavuz Sultan Selim'in babası II. Bayezıd'a Boğaz'ın iki yakasını bağlayan köprü yapma girişiminde başvurmuşlardı. Değerli basınımız herhalde 3. köprü hikayesinde 600 yıllık bir rüya hakikat oldu derler artık.

Büyük ağabey yakalanmış. İyi de en büyüğü nerede?

e-Posta Yazdır PDF

 

Hrant Dink cinayetinde 'büyük abi' diye adlandırılan Erhan Tuncel yakalanmış. İyi güzel de şu büyük ağabeyi icat edenler, yönlendirenler nerede? Bu ülkenin yargı sisteminde savcı, yargıç yok mu? Gayri ihtiyari insan düşünüyor. Yasalar dışında kimler korunuyor.

Bundan otuz yıl önce Avukat Can Özbay, “Albay seninle konuşmak istiyor. Benden rica etti” dedi. Albay diye bahsettiği rahmetli Alparslan Türkeşti. O dönemde Milliyet gazetesinde çalışıyordum. Albay, Ankara Sıkıyönetim Komutanlığı Bir Numaralı Askeri Mahkemede yargılanıyordu. Rahatsızlığından dolayı Mevkii Hastanesi'ndeydi. Her ne kadar yıllardır ülkücüleri eleştiriyorsam da 1960 yılında tanıdığım Türkeş'e karşı saygım ve çekingenliğim vardı. Hastaneye gittim, Türkeş'le hasta yattığı odada görüştüm. Bana Milliyet'te çıkan imzasız bir haberi benim yazıp yazmadığımı sordu. Benim yazdığımı fakat haberin büyük bölümünün makaslandığını söyledim. Haber Abdullah Çatlı İsviçre'de eroinle yakalandı başlığıylaydı. Türkeş, son derece üzgündü; “Ben bu çocuklara defalarca devletin güvenlik güçleriyle, istihbaraçılarıyla ilişki kurmayın demiştim.” dedi.

 

12 Eylül'de hapishanelere düşen, orada çile çeken birçok eylemci, özellikle sağ görüşlü olanların polis ve istihbaratçılarla ilgileri vardı. Hrant Dink'in öldürülmesinden sonra geçmişte yaşanan olayların bir benzeriyle karşılaşxtığımı anladım. Mahkeme safahatında da bundan bahsedildi. Gel gör ki bir karanlık güç herşeye egemendi. Hrant'ın öldürülme olayı yoğun sisler arkasında değildi. Olayın sanıkları polis tarafından güdülenirken, jandarma da çorbada tuzumuz olsun diye katılmıştı. Olayın savcısı, olayın yargıçları elemanlarla uğraşacağınıza devletten maaş alan bir takım güdücülere de bir ufak uzansanız. Sizleri kontrol eden güç, birgün zayıflarsa ne yapacaksınız?

Cumhuriyetin savcıları yerinde duruyor mu?

e-Posta Yazdır PDF

İki ay sonra Uludere 35 kişinin hava kuvvetlerimiz tarafından bombalanarak öldürülmesi olayının üstünden 2 yıl geçmiş olacak. Ölen insanlar yöre değimiyle TC vatandaşıydılar. Terör örgütünün sayesinde hayvancılık, tarım o yörede ölmüştü. Tek yapacakları şey kaçakçılıktı. Karınlarını doyurmak için iki üç arkadaş birleşiyor, katırları varsa onunla, yoksa kiralayarak kaçağa gidiyorlardı. Ne buluyorlarsa onu getiriyorlardı. Genellikle de motorin. Başka çareleri yoktu. 1998'de iki tır yiyecek, giyecek, kitap, okul malzemesi, bilgisayar vs. Uludere'de dağıtmıştık. Ortasu da gittiğim köylerden biriydi. (oralardan çektiğim fotoğraflar halen duruyor) Ölümlerine çaresizliklerinden dolayı çok üzülmüştüm. Devletin ailelere tazminat vereceğini duyunca çok sevindim. Tazminatın 125 bin lira olduğunu duyunca oh diyemedim. Terbiyem müsaade etse oha derdim. Şehit olan polisine, askerine bunun yarısı kadar tazminat lütfeden devlet, kaçakçısına iki katını veriyordu.

 

İnsanlar niye ölmüştü?

Koşullardan dolayı bir iki katır, üç dört kişiye kolluk kuvvetleri dokunmuyordu. Sayı bu kadar fazla olunca bombalanmışlardı.

 

35 kişinin getirdiği mal virgülüne kadar birbirinin aynıydı. Fukaralar kuryeydi, konşimentoları da ortaktı. Bunlar belli bir patrona, belli bir avm'ye mal taşıyan kaçak hammallarıydı. Kurulan taziye çadırına Kuzey Irak'tan büyük patronun, toptancının adamı geldi, miktarı münasip dolar dağıtarak ölenlerin yakınlarını teselli etti. Anlayamadığım, bombalama emrini kim verdi diye merak edenlerden bir tanesi, başta olayı kovuşturan Cumhuriyet Savcısı olmak üzere, büyük patron kim diye merak etmedi.

 

Feci bir olay olmuştu. Bilinen gerçek, büyük patron olmasa böyle bir olay da olmayacaktı. Cumhuriyetin savcısı, eğer varsa, bunu bilmez miydi? Ne diyeyim, başımız gözümüz Allah'a emanet.

Fidan'ı söktürmezlermiş...

e-Posta Yazdır PDF

 

Başbakan Yardımcımız Bekir Bozdağ, lütfetmiş, “Diktiğimiz fidanı söktürmeyiz” demiş. Nasıl söylesem; 3. köprü için ormanları, yol dalgasıyla Atatürk Orman Çiftliğini, ODTÜ ormanını ve daha nicelerini söken zihniyetin “Onları başkaları dikti, sökeriz” diye fikir beyan ettiğini sanmıştım. Ne yazık ki aldanmışım. Milli İstihbarat Teşkilatı Müsteşarı'ndan bahsediyormuş. Ne desem, ne söylesem. Bu teşkilatın başına getirdikleri kişiyi bir bitki diye, soyadından yola çıkarak, değerlendiriyorsak, yandı gülüm keten helva.

Biz bu kafayla...

e-Posta Yazdır PDF

Haftanın son iş günü, mübarek cuma günü polisimiz organ çetesi yakalamış.

Bir başka haber... Bu futbol taraftar klupleri de suç örgütüymüş.

İla maşallah, polisimize nazar değmez inşallah...

Türkiye'de organ naklinin efsanesi haline gelen Prof. Dr. Mehmet Haberal yıllardır cezaevindeydi. Bir başka Türk doktoru, Münci Kalayoğlu, organ naklinde ABD'de efsane olmuştu.

Günümüzün sloganı “dinimizi iyi öğrenelim.” 20 yıldır televizyonda ahkam kesen bir hocamız organ naklinin dinen caiz olmadığını söylüyor. Size bir öykü anlatayım...

Bir dostum, bir emniyet müdürünün oğlu Hacettepe Üniversitesi'nde beyin cerrahı, öğretim üyesi. Çocuklarımın annesini üç defa ameliyat etti. Bundan 14 yıl önce siroz ve mahfolan bir karaciğeri vardı. Unvanı ve adı Prof. Dr. Kemal Benli. Kemal hayatında bir damla alkol almamış, bir sigara içmemiş bir adamdı. 6, 7 saatten az sürmeyen ameliyatlar ve ameliyathanedeki gazlar karaciğerini mahfetmiş. Amerika'da 24 günde karaciğer bulundu. Başarılı bir ameliyatla ve ilaçlarla sağlığına kavuştu. Karaciğer naklinden sonra kullanılan ilaçlar ve aradan geçen 9 yıl böbreklerini mahfetmiş. Hacettepe Hastahanesi'nde bir odada 34 ay böbrek bekledi ve öldü. Dostları “parayla satın alalım” dedilerse de o reddetti.

Türkiye'nin en iyi beyin cerrahlarından birisine organ bulunamıyorsa, varın siz düşünün ne olacağını.

Yayıncı kuruluş...

Lig TV diye yayın yapan bir kuruluş var. Klüplerin gelir kaynaklarından önemli bir bölümünü bu kuruluş sağlar. Ülkemde yaşayan insanların büyük bölümü mutlaka bir futbol takımının taraftarıdır. Maçlarda tezahuratları bu taraftarların benimsedikleri bir takım insanlar yönetir. Galatasaraylı Karıncaezmez Şevki, Eskişehirspor taraftarı Amigo Orhan birer efsanedir. Özellikle büyük kluplerin taraftar dernekleri, lokalleri vardır. Benim beş yaşındaki torunum Toprak'la 2,5 yaşındaki Defne koyu birer Beşiktaş taraftarıdır. Bu kluplerin taraftar dernekleri basılıp 70 kişi gözaltına alınmış. Bunların suç örgütü olduğu iddia ediliyor. Yahu etmeyin eylemeyin, spora siyaseti bulaştıran kim? Bir çok insan maça, bağırmaya, içini dökmeye gidiyor. Onları biryerlere yönlendiren yönetimin, içinde bulunduğumuz ortamın hiç mi kabahati yok? Özellikle Beşiktaş'ın Çarşı Grubu, Gezi eylemlerinde varlık göstermeseydi, derbi maçındaki rezalete kurgucu senaristler el atar mıydı? Daha başımıza neler gelecek ömrü yetenler görür.

Devri devran değişirse

e-Posta Yazdır PDF

Gazeteleri okuyorum, televizyonları izliyorum ve düşünüyorum; devri devran değişirse ne olacak?

11 yıldır ülkenin başındaki parti seçimleri kaybederse, iktidara gelen yönetim bindirilmiş kıtalarla mı ülkeye hizmet edecek? Demokrasiden bahseden yönetimler ülkelerini yürütme, yasama ve yargı erkiyle yönetiyorlar.

Hürriyet gazetesinde Ayşe Arman bir ufacık perdeyi araladı. İntihar eden hakim adayı ağzıyla kuş tutsa hakim olamayan hakimlerden bahsetti. Devran değişirse, gelen yönetim yargıda toplu bir temizliğe kalkışırsa ne olacak? Yeni Mayıs, Şubat, Mart, Eylül mağdurları mı çıkacak? Veya yaşamlarına son verenlerin, hayata küsenlerin iddiaları araştırılacak mı?

 

Demokrasiyi halkın idaresi değil de kafalarına ve niyetlerine göre güdülemek olduğunu zannedenler bunun hesabını verecekler mi?

Türkiye ve istihbarat

e-Posta Yazdır PDF

MİT, Mitoloji Milli İstihbarat Teşkilatı Türk insanını her zaman ilgilendirmiştir. Milli Mücadele'nin başlangıcında askeri polis, sonlarına doğru tetkik amirlikleri adıyla görev yapan istihbarat kurumumuz, daha sonra Milli Ahvale Hizmet adını aldı. Bu konuda Kırıkkale Üniversitesi öğretim üyelerinden Prof. Dr. Hamit Pehlivanlı'nın Tetkik Amirlikleri ve Askeri Polis adlı iki kitabını tavsiye ederim.

 

Suriye'deki kimyasal patlamanın Esad'a bağlı güçler tarafından gerçekleştirildiğinin, Türk basınında MİT tarafından saptandığını öğrenince müthiş duygulandım, gözlerim yaşardı. Aklıma rahmetli Sabiha Gökçen hanımefendiden dinlediğim bir olay geldi. Belleğimde kaldığı kadarıyla aynen aktarıyorum;

 

“1938 yılı başlarıydı. Köşkte bir odada Gazi Hazretleri, hemşiresi Makbule hanım ve ben oturuyorduk. Biraz sonra akşam yemeği yiyecektik. O sırada bir telefon geldi. Gazi Hazretleri konuştuktan sonra Makbule'ye döndü 'Sana bir tabanca hediye etmiştim ne oldu?' diye sordu. O da çantasından bir 6.35 tabanca çıkarttı, 'Hep yanımda taşıyorum. Deneme de yaptım. Yaver bey maharetli olduğumu söyledi.' Bana döndü 'silahın var mı' dedi. 'Paşam ben askeri pilotum her zaman yanımda.' diye cevap verdim. 'Hemen hazırlanın çıkıyoruz' dedi. Telefon etti araba hazırlansın diye, iki üç dakika sonra merak ve telaş içinde Ankara'ya yöneldik. Arabada 'Karpiç'e gidiyoruz. Orada yemek yiyeceğiz. Fransız elçisi de Karpiç'te yemek yiyecekmiş. Siz elçi salona girdiğinde ayağa kalkıp bağırmaya başlayacaksınız. Hatay Türktür, Türk kalacaktır... Ve arkasından silahlarınıza tavana doğru çevirip ateş edeceksiniz. Bu bir emirdir. Olacakları sonradan görüşürüz.' dedi. Karpiç'e Köşk'ten haber verilmiş, bize bir masa ayrılmış. Oturduk. 15-20 dakika sonra elçi salona girdi. Biz de ayağa fırladık, emri yerine getirdik. Gazi Hazretleri bağırmaya başladı,

'Bu ne terbiyesizliktir! Alın bunları! Bu terbisyesizliğiniz cezasız kalmayacak'

Silahlarımız boşalmıştı. Garsonlar 'lütfen dışarıya' dediler. İki polise teslim ettiler. Karakoldu, adliyeydi Ulucanlar Cezaevine girişimiz iki saati bulmadı. Hapishane müdürü bizi odasına aldı ve konuşmaya başladık. Bu arada çay kahve ikram ediyordu. Gece yarısını biraz geçe bir patırtı gürültü oldu. Gazi Hazretleri de müdürün odasına girdi. 'Müdüre ben hanımlarla otururum. Siz de uykusuz kalmayın. Odanızı bize emanet edin' dedi. İki hatun bir şey anlamamıştık. Gazi Hazretleri gülerek, 'Şu Hatay meselesi beni çok üzüyor. Onunla ilgili her şeyi takip ediyorum. Sabah yediye çeyrek kala bir telaşla uyandırdılar. Fransa Dışişleri Bakanı tarafından elçiye kriptolu bir telgraf çekilmiş. Kritpoyu çözmüşler bana getirmişler. Dünyalar benim oldu. Fransa Dışişleri Bakanı Elçiye hitaben Fransa'nın Hatay için dökecek tek damla kanı yoktur. Durumun idaresini sizin yüksek diplomasinize bırakıyoruz. Güvenimiz sonsuzdur yazıyordu. Elçinin Karpiç'e gideceğini bildiren telefon sizin yanınızda geldi. Bir anda düşündüm bunu uyguladık. Elçi ne denli kararlı olduğunu anlamıştır. Sonrası mı? Sonrası sabah ona kadar Gazi Hazretleri odada onlarla kalır, bu arada tutuklamaya itiraz edilmiştir. Sanıkların ikametgahı alınaraktan serbest bırakılmalarına dair kararı hapishaneye yetiştirmişlerdir.

 

Ulucanlar Cezaevi müze oldu. Herhalde Yüce Atatürk'ün bu cezaevinde on saat kaldığını bilen yoktur.

Neyin Ulu Hakanı?

e-Posta Yazdır PDF

Türkiye'de günümüzün modalarından birisi 33. Osmanlı padişahı II Abdülhamit'i siyasetçilerimiz (AKP) övdükçe, medya bülbülleri de şakıyor.

 

 

Abdülhamit kimdi, ne yaptı?

 

1876-1908 yılları arasında 32 yıl Osmanlı Devleti'ni yöneten kişidir. Meşrutiyetle yönetilen ülkeyi, Meclisi Mebusan'ı kapatarak koyu bir istibdata çevirmiştir.

 

 

Osmanlı Devleti, en çok toprağı onun döneminde kaybetmiştir.

 

Yıldız Sarayı'na kapanmış, ülke çapında toplam tirajı elli bini bulmayan basına eşi menendi görülmemiş sansür ve yasaklamaları getirmiştir.

 

 

Vesveseli ve hastalık derecesinde şüpheci olan Abdülhamit, alafranga müziği seven, marangozluktan öte başarılı bir ağaç işlemecesidir.

 

Dünyanın ünlü sanatçılarını Yıldız Sarayı'nda dinleyen Abdülhamit, binlerce münevveri Taif, Fizan, Yemen'e sürgün etmiş, değerli bir devlet adamı Sadrazam Mithat Paşa'yı boğdurtmuştur.

 

Dünyanın üçüncü büyük askeri donanmasını Haliç'e hapsederek Osmanlı'yı deniz kuvvetlerinden mahrum bırakmıştır.

 

Yahudilere Filistin'den toprak satmayan Abdülhamit, Kayzer Wilhelm'in otomobili geçsin diye Hz.Ömer (RA)'nın önünde devesi ve kölesiyle açılmasını beklediği Kudüs Kalesi'nin kapısını yıktırmıştır. Aynı padişah, 1896'da savaş ilan etmeden Osmanlı'ya yüklenen Yunanlıları, Çar Nikola'nın ricasıyla Atina'nın kapılarıından çekmiş, üstüne üstlük 27 yıl dövüşerek aldığımız Girit Adası'nı da Yunanistan'a vermiştir.

 

İleri demokrasiyle Abdülhamit'e ve yönetimine benzer birşeyler oluyor. Bunu yadsıymayız. Gizli tanıklar, sehven düzenlenen evraklar, biraz da Yıldız mahkemelerinin benzerleri.

Sayfa 12 / 54